EVREN VE KADER
Kuran evreni inceleyerek Allah'ın daha iyi tanımlanacağını gösterir.İlk bilim insanı İbni Heysem Kuran ve bilimle ilgilenmiştir.Ayrıca görüşünü şöyle ifade etmiştir:'Ben gürekli bilgi ve gerçeğin peşinde koştum ve Allah'ın ihtişamına ve yakınlığına erişiebilmek için gerçekle bilgiden daha iyi bir yol olmadığına inandım'der.Natüralist varlık dünya görüşüne göre dünyayı inceleyecek hiç bir husus yoktur.Dünyada herhangi bir karşılığı olsa da olmasa da evreni incelemek değerli bir varlıktır.
Bilimsel uğraşla para kazanmayı hedefleyen gruplar bu görüşe ışık tutmaz.Kendini taniyan biri ve evreni de tanır.İnsanın evreni tanıması için üş şart vardır.Birincisi evren rasyonel ve anlaşılır olmalıdır.İkincisi İnsan zihni evren hakkında doğru bilgilere ulaşabilir.Üçüncüsü evrenin özellikleri keşfedilebilir.Dördüncüsü doğa yasaları evrenseldir.Evreni incelemek değerlidir.Evren hakkında bilgi elde etmede gözlem önemlidir.Evreni anlamak da matematik önemlidir.
İnsanlık evren ve doğadan ayrı gayrı yaşayarak doğal zindeliğini kaybetmiş durumdadır.Teknolojik yaşamın getirisi olarak herkes bir yerlere koşarak devam ediyor.Sanki herkes her şeyi biliyor.Önemli olan bilmek değil bilmenin ötesinde onu yaşam tarzı haline getirmektir.Amacımız çok ve gereksiz bilgi öğrenmek değil az ve hayatımıza yerleştirilebilir bilgi öğrenmek olmalı.Sözler arasında kaybolan insan bu sefer özünde yaşatacağı sözleri bulmakta zorlanıyor.İnsanların çoğu mutsuz ve doğal değil.Neden?Hep bir arayış hep bir koşturma var ama hepsi dış düzen realitesini kaçırmamak için.İç huzurunda dinginliği bulan kişi dış dünyanın gereksiz etiket ve isimlerinden kendini kolayca arındırır.Her yapılan işin bir karşılık geldiği yasa vardır evrende.İnsanlar çoklu kişilik yaşadıklarından olan ve olması gereken kişilik tipleri arasında sürekli gidip geliyor.
İnsanlar Allah'ı farklı bir kavram olarak kendinden ayrı görüyor.Oysa ki o aldığımız nefestetir.Ve her an bizimledir ve her şey O'nun izniyle gerçeklerşir.Hz.Musa zamanında bir adam varmış.'demiş.Musa da kabul etmiş ve tamam demiş.
Ya Musa senin Allah'la aran iyi ona bir sorar mısın benim hakkımda ne düşünüyor'demiş.Aradan bir kaç gün geçmiş,Musa ile adam karşılaşmış.Adam Ya Musa sordun mu demiş.Oda evet demiş.Peki ne dedi demiş adam.Musa da 'Söyle o kuluma....'Adam tatmam dur demiş.Gerisi önemli değil,Allah bana kulum demiş ya o yeter bana demiş.Yani buradan da çıkaracağımız üzere Kuran da şöye der'Kulum beni hangi zan ile görürse ben onu öyle görürürm'diye.
İnsanlar kendi aralarında yarış ve savaş duygularını yaşamaktan barışçıl toplumsal sanata yer kalmıyor.Evrenin dili aşktır,aşk ile yanmaktı,aşkta kaybolmaktır.
Osmanlı zamanında bir padişah varmış,savaşı kazandıktan sonra şehrin ortasına çadır kurmuş.Bir tane cariye ile anlaşmış,cariye her gün padişah çıkınca çadırı temizleyip padişah gelmeden de ayrılıyormuş oradan.Az görmesine rağmen cariye padişaha aşık olmuştur.Cariye ne yapacağını bilemez,kendi kendine her gün düşünür,o koskoca padişah,bense sadece bir cariye der.En sonunda bir gün dayanamaz,temizlik yaptıktan sonra koskoca bir kağıda şu üç kelimeyi yazar 'Derdi olan neylesin' yazar ve sultanın masasına bırakır çıkar.Akşam çadırına dönen sultan masasındaki kağıdı görür ve üç kelimenin altına kendi de üç kelime yazar'Derdi neyse söylesin' yazar.Sabah olunca cariye temizlik için çadıra gelir ve kağıdı arar gözleri.Dün akşam bıraktığı yerde beklemektedir o büyük umut.Mektubu hemen alır ve heyecanlı bir şekilde okur.Kağıdın altına şunları yazar ve tekrar masaya bırakır:Korkuyorsa neylesin?'Akşam çadıra dönen sultan yazıyı görür ve cevaplar'Hiç korkmasın söylesin'Ertesi gün cariye bu notu görünce cesaretini toplayarak söylemesi gerektiğini düşünmüş ve sultanın dönüş saati gelmiştir sonunda.Cariyenin heyecandan durumu açıklaması mümkün değildir ve yüzü kızarmıştır.Kalbi yerinden fırlarcasına'Efendim...'der ve 'cariyeniz'diye başlayacakken 'Allah'diyerek oracıkta can verir.Cariyenin kalbine sığmayan aşkı ruhunu teslim almıştır.Bu koskoca saf,temiz aşk karşısında koca sultan gözünden damlayan yaşı silerek arkasındaki vezire şöyle der.'Gerçek aşkı şu cariyeden öğrensinler.'Aşık zikri bırakmadan maşuku için ölene derler.Öyle temizmiş ki buraya kadar gelmiş son kelimesi Allah olmuştur 'der.
Gerçek aşk budur aşıkla maşuk birleşince aşk olur.Yegane tekliğin adıdır aşk.Ruhunda bulduğun kavuştuğun maşuktur aşk.Evren ve kader bir birinin sırlarında gizli iki kavramdır.Kader yasalara göre işler.Yasalar bellidir,Kurandır,okuyan idrak eden bilinç kendini ,kaderini ve evreni çözer.Cüzi iradae nasıl külli iradeden oluşuyorsa evren de büyük insan demektir,insan ise küçük evren demektir.Bir birini tamamlayan kavramlardır.Her şey bir şeyden bir şey her şeyden oluşmuştur.Oyüzden kader gayrete aşıktır.Gayret ile hırs farklıdır.Gayret gerçek gayemizi bulma çabasından doğar.Evrende cesur insanlar merkeze daha yakındır,gerçeğin etrafında dönerler.Korku ve yanılsama duygusu fazla olanlar ise yani kendini dünyaya fazla kaptıranlar dipsiz kuyudan bir türlü çıkamazlar.Bununla ilgili bir örnek vereyim:İki kurbağa varmış bir kuyuya düşmüşler .Kuyunun duvarına asılı kalınca aşağıdan buraya gelmeyin çok kötü diye ses gelmiş,yukarıdan burası çok yüksek gelemezsiniz diye ses gelmiş.En sonunda kurbağanın biri düşmüş,biri çıkmış kurtulmuş.Kurtulan kurbağanın kulağı sağırmış,o yüzden çıkmış.Yani dünya hayatında yaşadığımız olay ve eylemler duyduklarımızın ,gördüklerimizin yanılsamasıdır.Onlar içimizdeki benliğe ait kavramlar değildir.Çünkü öz mutlak bilgedir,ve sonsuz tüm bilgiler orada kodludur.Biz sadece unutturulduk.Çünkü insan 'ünsiyet' kökünden gelir.'Unutan 'demektir.Yani bizim kişiliğimiz doğumla başlar ve değişmez.Karakterimiz ise yaşadıklarımız sonucunda oluşur.Değişen özelliğimiz karakterdir.Okulda farklı,işte farklı,özel ilişkilerde farklı karakterlerde olabiliriz.Ama asıl olan bizim kendi kişiliğimizdedir.
Kader planında hepimizin koparılıp geldiğimiz özü bulmak için hayatımızda arayışlara girer.Hayat planları yaşarız.Planlar farklı olsa da hepimiz aynı yerden geldik aynı şeyi arıyoruz,aynı yere gideceğiz.Bununla ilgili kalbi selim olmak lazım.Aklı selim ile Kalbi selim farklıdır.Dünya gözüyle olursak aklıselimde kalırız. Bütüncül gözle olursak kalbi selimde kalırız.Peygamber efendimiz miraca aklı ile çıktı dönüşte aklını bırakmıştır,kalbi ile dönmüştür.Hatta miraçtan döndükten sonra belli bir süre bebek gibi konuştuğu söylenir.Sıfır noktasından hayat devam etmiştir.
Hepimiz kaynağımızdan koparak gelen parçalarız.Bununla ilgili Hz. Mevlana der ki'Kaynağından kopan her parça kaynağına geri dönmeyi arar.'Hayatımızda kaynağımıza ulaşmak yegane amacımızdır.Herkes gönlünce bir denizde yüzen balık gibi olsa da susuz gibi yaşar çoğumuz.Oysa ki denizden ayrılan balık nasıl yurtsuz yaşayamazsa bizlerde kaynağımızı bulmadan yaşayamayız.Çölde kalmış gibi oluruz kaynaksız.
Mutlak kader planında işleyen terazi adaletlidir,başımıza gelebileceklerin en hayırlısı olacak şekilde yapılır. Allah'ın terazisi hiç bir zaman şaşmaz ve her zaman en doğruyu gösterir.Bir olay ya da durum karşısında karşımızdakine kızgınlık koyarsak Allahü Teala da karşı kefeye kızgınlık koyar. Oyüzden hoşgörüde deniz gibi olmalıyız ki hayatımıza akseden olaylar da hoş pencerelerden açılsın bize.Bununla ilgili Kuran'da çok güzel bir ayet vardır.Ali İmran süresi 153. ayette der ki'Ne elinizden gidene ne de başınıza gelene üzülün'.Her şey olması gerektiği gibi devam eder. Burda kabul noktasında kalırsak hayatımızın işleyişi kader planında en güzel mutlak noktadan bize doğru akar. Allahın sermayesi sonsuzdur.Biz de bu sonsuzluğun içinde var olmuşken dar düşünmemeliyiz.Din kavramı insanı ilahi düzene götüren yasalardan oluşur.Hangi din ya da hangi yoldan gidersek gidelim hepimizin aradığı iki soru vardır.Varoluşumuzu bu iki soru takip eder.Biri 'Ben kimim' diğeri 'Dünya nasıl bir yer'sorusudur.Hayatımızda sahip olduğumuz her şeyi zamanı,vakti,mallarımızı her şey Allah satın almıştır.Allah yolunda bu verilenleri harcayabilirsek bu dünyada da diğer dünyada da ölümsüz cenneti bulmuş oluruz.
Her insanın hayatında kırılma noktaları vardır.Hepimiz bu hayatta sevgiye talebeyiz.Dışarıdan bekliyoruz hep sevgiyi.Ama kendi sınırlarını tanırsan ve kabul edersen mutlu olursun.Yani tüm özellikleriyle kendini keşfeden mutlu olur.Hayatın tüm boyutlarında amaç insanı kamil olmaktır.Bu yolda ilerleyen insan Hakkın esmalarını önce kendinde tahakkuk ettirmeli.İnsan kemalat denge ölçüsüne gelinceye kadar hep dalgalı bir hayat yaşar.İrşat etmek isteyen kişi hakkın esmalarını kendinde yaşamalı.Tasavvuf da evreni anlatacak olursak hal ve şefkat kitaptan öğrenilmez.yakin olmak da üç aşamadır: ilmel yakin,aynel yakin, hakkel yakindir.Yaşayarak öğrenirsin.Bu hayatta bizzat şefkatli işleri yapmaya hakkel yakin denir.Nefsi mutmain emin insan kendini tahakkuk etmiş demektir.Yani evreni ve kaderi çözmek için tasavvuf yollarından geçmek ilim suyundan içmek gerekir.Şifa tümden olması için insan ruhunu ilimle bedenini bilimle tamamlar ve sanatla da bu ikisi arasında denge kurar.İman ederler,salih amel işlerler.Cebrail,cebreden akıl demek,faal akıl,iş yapan akıl demektir.Yani deneyim dönüşüm gerekir.Kuru dua ile beklemek İslam anlayışında yoktur.
Hikmet sebep-sonuç ilişkisini bilmektir.Aklın ilkeleri yaşandıktan sonra gerçekleşerek değere dönüşür.Artık ilke ile değil değerler ile meşgul olur insan.Kuran-ı Kerimi değerlere ulaşmış aklın kitabı olarak yazılmıştır.
Kuran' da;Ankebut süresi 50 ve 51.ayetlerde şöyle der:“Ve onlar (peygamberler için) dediler ki: ‘Ona Efendisinden deliller indirilmeli değil miydi?”Deliller yalnızca Allah’ın katındadır.”
Zariyat 47.ayette şöyle der:“Ve evreni (göğü) kuvvetimizle kurduk, muhakkak ki onu genişletmekteyiz.
Evrenin genişlemekte olduğunu 1900'lü yıllara kadar Kuran'dan önce hiç bir kaynak tesbit etmemiştir.Ancak 20.yüzyılda Edwin Hubble'ın gelişmiş teleskobuyla gözlemleri ,tüm yıldız kümelerinin hızla birbirlerinden uzaklaştığını tesbit etmiş,böylece genişleyen dinamik evren modeli doğrulanmıştır.Evrenin genişlediğiilk kez 1900'lü yıllarda ortaya atılmıştır.
Evren planında herşey genişliyor.İnsan ölümsüz ruh değil sonsuz varlıktır.Access bar tekniğinde bu öğretiler mucizevi şekilde kullanılır.İnsan sonsuz olasılıklar toplamıdır.Beyinde bulunan 32 bar tüm işlevlerinin kontrol merkezleri uyarılarak insanın ihtiyacı tesbit edilip ona göre sistemi işletir.Bunun adı teslimiyettir.Yani sistem soru sormayı öğretir.Kulluk bilincini hatırlatır.Bunun adı acziyettir,teslimiyettir,koşulsuz kabuldur.Sistemler geliştiği için teknik sayısı enerji çeşidi arttığı için tüm sistemleri inceleyen acaba hangisi daha doğru gibi yanılgılarda kalabilir.Bunların hepsinde soru sormayı bilememek vardır.Gerçek inancına öz enerjine göre doğru soruyu sorar ve bırakırsan sistem cevabı bulur.Nasıl işleyeceği sistemin işidir.Bu kadar değişik metotlar yöntemler varken ne yapmalıyız?Hepsinin özünden alıp sözünü bırakmalıyız.Çünkü hiç bir inanışın ne yanında ne de karşısında olmalıyız.Merkezde olmalıyız.Çeperdeki sorunlarla değil 72 millete dönük Güneş gibi eşit ışımalıyız.Sen özündeki ışığı yayarken şeffaf ve saf olursan çevrendekiler de bunu farkederler.
Dünyanın rahmi Marmara Denizidir.Tüm çocuklar orda doğarlar.Bilinçaltında bunun testini yapmak çok kolaydır.Tüm canlar Marmara Denizinde doğmadan bir gün önce sorulur.İstanbul Boğazını geçip Karadenizde mi doğmak istersin?Çanakkale Boğazını geçip Ege ve Akdeniz'de mi doğmak istersin?Alınan tüm cevapların %99 u Ege ve Akdeniz der.Çünkü bilinçaltında tüm veriler ve bilgiler gizli olarak kayıt altındadır.Her biliç bilir ki Akdeniz'den Cebelitarık boğazı ile tüm okyanuslara bağlantı kurulur.Yani evren evrilmekten gelir.Sonuç olarak hepimiz evrende belli sembol ve metaforlarla birbirimize kayıtlıyız.O yüzden kimse kimseden ayrı da değildir gayrı da değildir.Tekliğin tevhide dönüşme bilincinde bu gizlidir.Hep iken hiç olduğunu bilmek,hiç iken hep olduğunu bilmek budur.Bilinçaltı kodlamaları doğru anlarsak bilincimizin oyunlarını yaşamayız.Evren ve kader birbiriyle bu yüzden sürekli iç içe olarak çalışır ve genişler.Dışarda olan dünya sisteminde global ve kapitalist dünya savaşı aslında içerdeki beyinlerin savaşıdır.Yansıma içten dışadır.Genişleme içten dışadır.
Sekine hali dinginlik hali denge hali her zaman evrenin merkezinde olma halidir.Kader yasasını anlayıp inşa etme halidir.İnsan kelimesi ile isyan kelimesi çok yakın yazılır.İnsan olduğunu anlayamayan evreni ve kaderi sorgularken isyan yaparak zamanını zarara harcayandır.Bu yasaları anlayıp özümüzdeki insan olgusuna göre yaşarsak tüm sistemdeki ihtiyacımız olan enerji bize akar.Soru sor ve bırak,irdeleme,şikayet etme,teslim et bırak.Bunun adı tam teslimiyettir.İçindeki vesveselerden kurtulmaktır.İçindeki kurtların dökülmesidir.Arınmadır,şifadır.Kozmik bilinç,akaşa kayıt,ilim,mucize hep budur.İlmin yarısı soru sormaktır.İlim sahibi insanların yanıtları değil doğru soruları vardır.İmtihan ve imkan bu soruların içinden doğar.İmkamın imanın kadardır.İmtihanın kaderi çözme olgun kadardır.Kader kadara dönüşür.Bundan sonrasında herşeyin özgür iradede gizli olduğunu anlarsın.İlahi sistem insanı sever.O yüzden her zaman tüm sistem insanın gelişmesi ve kendini tanıması yönünde işler ve işlerlik kazanır.İnsanın soruları olunca sorgulamaları biter.
Yorumlar
Yorum Gönder